Javier Marias - Karasevdalılar Kitap İncelemesi

Yetişmem gereken bir yere doğru yürüyorum. Gri bir gökyüzü altında, rüzgarların yaprakları uçuşturduğu bir havada ve her üzerine bastığımda ayaklarımı üşüten kaldırımlarda yürüyorum; ne kadar hızlı yürüyebiliyorsam o kadar hızlı. Benim yürüdüğüm kaldırımda, karşı kaldırımda, yolun ortasında; sadece gözleri görünen insanlar dolu, kendilerini soğuktan korumaya çalışan insanlar. Ama kediler üzerinde mont olmadan uyuyorlar araba kaputlarının üstünde. Bazıları gri arabalar, gökyüzünün yansıması gibi.

 

Önce bir gürültü duydum, kuvvetli bir motosiklet gürültüsü. Yerde olan kafamı istemsiz kaldırdım. Uzakta, bana doğru gelen siyah bir karaltı gördüm, daha fazla dayanamadığım rüzgar tekrar eğdirdi başımı yere. Ses biraz daha yaklaşmaya başladı. Kafamı tekrar kaldırdım ve siyah motosiklet üzerinde siyah bir mont ve eldiven ve yine siyah bir kask takmış birini seçebiliyordum. Biraz daha yaklaştığında ise bana el kaldırdığını gördüm motoru kullanan kişinin. Anlamadım ilkin, tanıdığım biri miydi? Yoksa bana niye el sallasın ki? Bana el kaldırarak gelen bu kişiye ben de elimi kaldırdım selamlaşır gibi. Biraz daha yaklaşmasını ve yüzünü seçebilmeyi bekledim. Ama kask varken bu çok kolay olmayacaktı. Elim havada yanımda durmasını beklerken o kadar hızlı geçti ki  hiçbir yorumda bulunamadım kişiye dair ve yoluma yürümeye devam ettim. Biraz yürüdükten sonra aklıma takıldı, kimdi bu kişi? Geri dönmeye karar verdim. Biraz yürüdükten sonra motorun köşede durduğunu ve birine adres sorduğunu gördüm. Daha dikkatli bakınca bana el salladığını düşündüğüm kişi sırtında siyah gitar kutusu taşıyordu. Evet, bu bir göz yanılsamasıydı. Her zaman başımıza gelebilecek bir olay. Ama bana düşündürdüğü ise şu oldu:

 

Geri dönüp o adama bakmaya karar vermeseydim ve yetişmem gereken yere yetişip orada buluşacağım kişilere, “gelirken birisi bana motordan el sallayarak yanımdan geçti” diye bir hikaye anlatsaydım, bunun gerçekliğini ne ben ne de oradaki kişiler sorgulayacaktı. Ve artık o el sallayan kişinin kim olduğunu düşünecektik. Çünkü hiç kimse, belki gitar kutusu taşıyordur, belki sen yanlış görmüşsündür gibi bir yorum yapmayacaktı. Bana el salladığı kesindi…

 

Kesinlik, emin olma, yüzde yüz doğru, çok net, doğru olan budur… Javier Marias Karasevdalılar kitabında tam da bu doğrulara, bu kavramlara itiraz ediyor. Maria Dolz her gün işe gitmeden kahvaltı için uğradığı bir restoranda devamlı gördüğü orta yaşlı bir çifti gözlemekten büyük keyif alır. Onun için mutlu bir tablodur bu çift. Fakat bir gün adamın öldürüldüğünü öğrenir ve önce eşini kaybeden kadınla daha sonra da yakın arkadaşları Javier Diaz ile tanışır. Önce polisiye gibi başlayan hikaye -çünkü ortada bir cinayet vardır- kitap ilerledikçe bir kesinlik sorgusuna iter bizi. İlk başta bu kesinlikle bir cinayettir ve bunu işleyen de kesinlikle katildir diye kesin yargı belirtebileceğimiz bir hikayedir. Ama kesinlik bizim içinde yaşadığımız postmodern çağda kaybettiğimiz bir kavramdır. Kesinlik, doğru olan, ileri olan, geri olan gibi yargılarımız modern çağa aittir. Bu yüzden modern çağ yöneticileri insanlarını bu modernlik çerçevesi içinde bir kalıba girmeyi zorlamıştır.

 

Javier Marias kitabında iki önemli modern hikayeden yararlanır. Birisi Albay Chabert, diğeri ise Üç Silahşörler. Albay Chabert savaşta kesinlikle öldüğü düşünülen bir adamın yıllar sonra ülkesine ve karısına geri dönüşünü anlatırken, Üç Silahşörlerden yapılan alıntı ise Athos’un kendi karısının asılmasına izin vermesini anlatan bölümdür. Her iki hikaye de kesinlikler içerir. Albay kesin ölmüştür savaşta. Onu kontrol eden iki sıhhiyeci asker için bu kesindir. Athos için de karısının suçlanması yeterlidir onun için, karısı kesinlikle suçludur ve Athos herhangi bir sorgulama yapmadan onun asılmasına onay verebilir. Çünkü her şey kesindir. Kavramlar nettir. Cinayet varsa katil vardır ve suçludur. Hırsızlık varsa hırsız vardır ve suçludur. Aldatma varsa aldatan vardır ve suçludur. Fakat Marias bize öyle bir hikaye anlatır ki ortada cinayet ve bir ölü olmasına rağmen kesin bir yargıda bulunamayız. Hikaye biterken bile Marias kendisinin bir yargıda bulunamadığını eğer yapabiliyorsak biz okuyucuların yapmasını istemiştir, kararı bize bırakmıştır. Çünkü artık kesinliğin olmadığı, bir doğru karesinin içinde hapsolduğumuz ve dışına çıkamadığımız bir dünyada yaşamıyoruz. Artık kare gibi dikdörtgen gibi bir düzlemler içinde de değiliz; daha çok sınırları belli olmayan ve bir kalıba sadık kalmayan bir dünyadayız. Marias’a göre ilişkilerimiz bile bir kesinlik içinde değil:

 

“Herkes için yabancı olan o kadının fethedilmesini bekleyen, domino taşları gibi sıralanmış bir dizi insan: kimi terk edip yola kiminle devam edeceklerine ya da kiminle kalacaklarına karar vermek için bekleyen bir dizi insan…”

 

İlişkilerde netliğin olmadığı, biri olmazsa diğeri olur, (tabir ne kadar kaba da olsa) elimizin altında devamlı birinin olduğu bir dünya:

 

“Birinin yedeği olmanın bana ağır gelmeyeceğini biliyorum, çünkü başlangıçta herkes için durum budur.”

 

Peki kesinliğin olmadığı, ilişkilerin net olmadığı dünyada yaşamak bizi korkutmuyor mu? Sevdiğimiz kadının, birlikte olduğumuz erkeğin aklında başka biri olduğunu düşünerek nasıl yaşamaya, sevmeye devam edeceğiz? Bence daha çok sorguladığımız, emin olmak için daha çok uğraşacağımız, daha iyisinin olacağını düşünerek durmayacağımız, özgürlüklerin yetmediği daha çok özgür olabileceğimiz bir dünya düşleyerek yaşamaya devam edeceğiz. Kesin böyledir diyemiyorum ama umarım böyle olur…

 

Erdem Emre Gül



Kapat