İsimlendirdiğimiz varlığın sınırları, kendi sınırlarımız, dilimizle ördüğümüz hücrenin duvarlarıdır.
Örtülmüş acıyı çıplak olarak görebilme cesaretini kazanmak da zaman alır. Kimileri, çok kimse belki, kendi karanlık yüzeylerine sırt çevirirler hayatları boyuca. Kimileri, çok azı, böyle bir alanın varılğından haberdardır; tedirgin adımlarla yoklarlar bu yüzeyi.
Kaçış sığınağın içinde de sürüyorsa, size kalmış tek gerçek mekan, dibi görünmeyen kör bir kuyudur.
|
|
|
|
|
|
|